İçeriğe geç
SessizAdam
Serseri 2026'da: Bugünün Şehrinde Bir Gün
Düşünce ve Felsefe

Serseri 2026'da: Bugünün Şehrinde Bir Gün

3 dk okuma

Bu bir öykü. Charlie Chaplin'in Serseri karakterini alıp bugünün şehrine bıraktık ve bir gün boyunca peşinden gittik. Sahnelerin bir kısmı onun gerçek filmlerinden ilham alıyor; hangi sahnenin nereden geldiğini yazının sonunda bulabilirsiniz.

Sabah: Şarj istasyonu

Serseri bir parkta, bankın üstünde uyanır. Gazete yerine üstüne bir kargo şirketinin reklam afişi örtülüdür. Gerinir, şapkasını düzeltir, bastonunu bulur. Cebinden ekranı çatlak bir telefon çıkarır. Telefon ölmüştür.

Parkın köşesinde ücretsiz bir şarj istasyonu vardır. Önünde altı kişi sıra beklemektedir. Serseri sıranın sonuna geçer, sonra kimse bakmazken kablolardan birini usulca kendi telefonuna takar. Kablonun öbür ucu takım elbiseli bir adamın telefonundadır. İki telefon arasında gerilen kablo yüzünden adam her adım attığında Serseri de bir adım atmak zorunda kalır. Bir süre ikisi aynı ritimde yürürler, biri öne gidince öbürü sürüklenir. Sonunda adam durur, arkasına bakar. Serseri şapkasını kaldırıp selam verir.

Öğle: Kendi kendine kasa

Karnı açtır. Bir markete girer. Kasada kimse yoktur; yalnızca kendi kendine ödeme yapılan makineler vardır. Elinde tek bir simit, makinenin önüne geçer. Makine konuşur. Serseri irkilir, etrafına bakar, sesin kimden geldiğini anlamaya çalışır. Sonra makineye eğilip kibarca selam verir.

Simidi okutmaya çalışır. Makine "beklenmeyen ürün" der. Simidi kaldırır, yeniden koyar. Makine yine itiraz eder. Serseri simidi bu kez çok yavaş, bir kuyumcunun pırlanta yerleştirişi gibi bırakır. Makine sesini keser, ekranda kırmızı bir ışık yanar. Uzaktan bir güvenlik görevlisi ona doğru yürümeye başlar. Serseri, görevliyle göz göze gelir gelmez simidi bir dilim ısırır, makineye bakar ve ödeme yapmadan önce yemeye başlamanın kuralları bozduğunu fark eder. Görevli yaklaştıkça Serseri'nin çiğneme hızı artar.

İkindi: Kurye

Marketten çıkarken kapıdaki bir ilan gözüne çarpar: "Kurye aranıyor, hemen başla." Bir saat sonra sırtında kocaman, kare bir kutu, altında kiralık bir bisikletle sokaktadır. Telefonundaki haritada mavi bir nokta ve sürekli kısalan bir süre vardır.

Bisiklete binmeyi bilir ama kutu onu her virajda bir yana çeker. Bir yokuşta kutu, rüzgâra yakalanmış bir yelken gibi onu geriye doğru sürükler. Haritadaki süre kırmızıya döner. İlk teslimatı yanlış kapıya yapar. Kapıyı açan yaşlı kadın siparişi kabul etmez ama Serseri'yi içeri alıp ona çay verir. Serseri çayı içerken telefonu titrer: "Teslimat gecikti." Çay bardağını bırakmadan ayağa kalkar, kadına teşekkür eder ve bardakla birlikte koşarak çıkar. Merdivenin ortasında fark edip geri döner, bardağı kapının önüne bırakır.

Akşamüstü: Eksik yıldız

Son siparişi teslim etmeye giderken bir kaldırımda oturan bir çocuk görür. Çocuk bir vitrinin önünde, içerideki yemeklere bakmaktadır. Serseri durur. Kutudaki poşete bakar, sonra çocuğa, sonra telefondaki süreye. Poşeti çocuğun yanına bırakır, sanki kendisi de düşürmüş gibi yapıp ıslık çalarak uzaklaşır.

Biraz ileride telefonu titrer. Müşteri siparişini alamadığı için bir yıldız vermiştir. Uygulama ona hesabının "incelemeye alındığını" bildirir. Serseri ekrana uzun uzun bakar. Sonra telefonu ceketinin iç cebine, kalbinin olduğu yere koyar ve cebine iki kere hafifçe vurur.

Gece: Otobüs durağı

Otobüs durağında genç bir kadın beklemektedir. Telefonunun şarjı bitmiştir, otobüsün ne zaman geleceğini bilmez. Serseri kendi telefonunu ona uzatır. Ekranı çatlaktır, şarjı yüzde dörttür. Kadın tereddüt eder, sonra alır. Serseri bu arada rahat görünmeye çalışır; bastonuna yaslanır, baston kayar, toparlanır, durağın camına yaslanır.

Otobüs gelir. Kadın telefonu geri verirken ekrandaki eksik yıldızı görür, bir şey söylemez. Otobüse binmeden önce Serseri'nin çatlak ekranlı telefonuna kendi parmağıyla bir kalp çizer. Ekran o anda kapanır. Şarj bitmiştir.

Son

Otobüs gittikten sonra Serseri bir süre durakta kalır. Kapanmış ekrana bakar, sonra telefonu cebine koyar. Sokağın ucunda sıra sıra park edilmiş elektrikli scooter'lar, ışıklı vitrinler, ekranına eğilmiş insanlar vardır. Serseri şapkasını düzeltir, bastonunu bir kez çevirir ve yolun ortasından, o tanıdık paytak yürüyüşüyle uzaklaşır. Bu kez kimse onu çekmez.

Sahneler nereden geliyor?

Kablonun iki adamı birbirine bağlaması, Modern Zamanlar'da Serseri'nin makineyle istemeden aynı ritme girmesini hatırlatıyor. Markette makineyle konuşması, Rehinci Dükkânı'nda bir saati canlı bir hasta gibi muayene etmesinden geliyor. Çocuğa yemeği bırakıp ıslık çalarak uzaklaşması, Yumurcak'taki gizli şefkatin bir yankısı. Otobüs durağındaki son sahne ise Şehir Işıkları'nda kör çiçekçi kızla yaşanan kısa ama unutulmaz karşılaşmalara bir saygı. Ve tabii o son yürüyüş: Serseri hikâyelerinin birçoğu, onun yoldan yalnız başına uzaklaşmasıyla biter.