Bu söyleşi bir kurgudur. Charlie Chaplin 1977'de öldü; aşağıdaki cevaplar ona ait değil. Filmlerinden, çalışma alışkanlıklarından ve hayatı boyunca bilinen tutumlarından yola çıkarak "bugün olsaydı ne derdi?" sorusunu sorduk.
Söyleşiyi Cenevre Gölü'ne bakan bir bahçede yaptığımızı düşünelim. Chaplin hayatının son yirmi dört yılını o kıyıda, Corsier-sur-Vevey'de geçirdi. Masada çay var, yanında bir tablet. Tablete uzun uzun bakıyor ama elini sürmüyor.
"Önce dinlerdim"
SessizAdam: Önünüzde bir tablet duruyor. İlk ne yapardınız?
Chaplin: Dinlerdim. Rehinci Dükkânı'nda bozuk bir çalar saati stetoskopla dinlemiştim. Bir nesneyle tanışmanın en iyi yolu onu canlıymış gibi ciddiye almaktır. Bu şey ışık saçıyor, titriyor, ses çıkarıyor; ama kalbi nerede, bulamıyorum. Seyirciyi güldürecek olan da bu: kalbi olmayan bir şeyin kalbini arayan bir adam.
SessizAdam: Kullanır mıydınız peki?
Chaplin: Bir süre. Sonra kavga ederdik. Benim karakterim eşyalarla hep kavgalıdır; katlanır sandalyeler, yürüyen merdivenler, kapanmayan kapılar. Ama bu en zor rakip olurdu. Hiç karşılık vermiyor. Sadece bir sonraki bildirimi gösteriyor.
Sessizlik ve bildirimler
SessizAdam: Sesli sinemaya yıllarca direndiniz. Bugün herkes konuşuyor, yazıyor, paylaşıyor. Bu dünya size nasıl görünürdü?
Chaplin: Gürültülü. Ama tuhaf bir şekilde sessiz. Bir trende insanlar yan yana oturuyor, tek kelime etmiyorlar, ama her biri ekranında başka bir kalabalıkla konuşuyor. Ben pandomime inandım çünkü bir jesti her dilde anlarsınız. Bugün insanlar birbirine küçük yüzler, el işaretleri, kalpler gönderiyor. Pandomim geri dönmüş yani. Yalnız artık bedenle değil, başparmakla yapılıyor.
SessizAdam: Bunu bir sahneye çevirir miydiniz?
Chaplin: Hemen. Serseri bir parkta oturuyor, karşısında sevdiği kız. İkisi de telefonuna bakıyor. Serseri ona bir kalp göndermek istiyor, yanlışlıkla yanındaki polise gönderiyor. Polis telefonuna bakıyor, sonra Serseri'ye. Gerisini biliyorsunuz.
Yapay zekâ ve prova
SessizAdam: Bugün bir film sahnesini yapay zekâyla birkaç dakikada üretmek mümkün. Siz bir sahneyi bazen haftalarca çekerdiniz. Bu araçlar ilginizi çeker miydi?
Chaplin: Merak ederdim. Sonra herhalde hayal kırıklığına uğrardım. Bir sahneyi tekrar tekrar çekmemin sebebi, ne aradığımı ancak ararken bulmamdı. Şehir Işıkları'nda çiçekçi kızın bana çiçek uzattığı anı defalarca çektim. Bir makine bana yüz ayrı sahne verebilir. Hangisinin doğru olduğunu anlamak için yine yüz kere bakmam gerekir. İş üretmek değil, seçmek. Seçmek de insanın kendi açlığından, utancından, hatırladıklarından gelir.
SessizAdam: Yani makineye karşısınız?
Chaplin: Modern Zamanlar'da da makineye karşı değildim. İnsanı makinenin hızına uydurmaya çalışan düzene karşıydım. Bugün de aynı şeyi sorardım: Bu araçlar insanın yükünü mü hafifletiyor, yoksa ondan daha hızlı koşmasını mı istiyor?
Serseri bugün ne iş yapardı?
SessizAdam: Serseri bugün yaşasaydı nasıl geçinirdi?
Chaplin: Kuryelik yapardı. Bisikletin arkasında koca bir kutu, telefonda bir harita, haritada sürekli kırmızıya dönen bir saat. Yanlış kapıyı çalar, siparişleri karıştırır, aç bir çocuğa kendi yemeğini verir ve bu yüzden uygulamadan bir yıldız eksik alır. O eksik yıldız, bugünün polisi.
SessizAdam: Melon şapka ve baston yine olur muydu?
Chaplin: Olurdu. Kostüm bir zıtlıktı: dar ceket, bol pantolon, yırtık ayakkabılar ama onurlu bir yürüyüş. Bugün de bir zıtlık bulurdum. Ekranı çatlamış eski bir telefon mesela, ama Serseri onu en pahalı modelmiş gibi tutuyor. Yoksulluk değişmedi. Aksesuarları değişti.
Gülmek hâlâ işe yarıyor mu?
SessizAdam: Son soru. Bu kadar ekranın, bu kadar hızın içinde insanlar hâlâ sizin türünüz bir komediye güler mi?
Chaplin: Bir adam düşer ve onurunu korumaya çalışırsa insanlar güler. Düştüğü yer buz pisti de olabilir, bir ekranın önü de. Değişen tek şey, seyircinin gülerken bile telefonuna bakması. Bugünün en iyi şakası belki şudur: Serseri'nin en komik anını kimse çekmez, o yüzden kimse görmez.
Söyleşi bittiğinde Chaplin tableti eline alıyor, evirip çeviriyor, kulağına götürüyor. Bir süre dinliyor. Sonra gülümseyip masaya bırakıyor.
Bu metin kurgudur ve Charlie Chaplin'den gerçek alıntı içermez. Chaplin'in kendi anlatımı için 1964'te yayımlanan otobiyografisi "My Autobiography" okunabilir.