Görsel yapay zekâ ile üretilmiştir
1952 sonbaharında Charlie Chaplin, Sahne Işıkları'nın galası için ailesiyle birlikte Londra'ya giden bir gemideyken Amerika'ya geri dönüş izninin iptal edildiğini öğrendi. Kırk yıla yakın yaşadığı, bütün büyük filmlerini çektiği ülkeye bir daha uzun yıllar adım atmayacaktı. Bu sürgün hikâyesinin İsviçre'deki hayat kısmını daha önce anlatmıştık. Bu yazıda ise o sürgünün sinemaya en doğrudan yansıyan meyvesine, 1957 yapımı New York'ta Bir Kral'a bakmak istiyoruz. Bu film, Chaplin'in kendisini kapı dışarı eden ülkeye uzaktan, alaycı ama kırgın bir gözle baktığı bir hicivdir.
Okyanusun Öte Yakasından Bir Bakış
New York'ta Bir Kral, adına rağmen New York'ta çekilmedi. Chaplin artık Amerika'ya giremediği için film İngiltere'de, Shepperton stüdyolarında hazırlandı. New York sokakları, gece kulüpleri, televizyon stüdyoları ve mahkeme salonu Londra yakınlarında yeniden kuruldu. Bu durum filme garip bir hava katar: Her şey biraz fazla düzenli, biraz fazla temsili görünür. Ama belki de doğrusu budur, çünkü Chaplin'in anlattığı Amerika gerçek bir şehirden çok bir fikirdir; uzaktan bakan birinin hatırladığı, abarttığı ve yargıladığı bir Amerika.
Chaplin artık Hollywood'daki kendi stüdyosundan ve yıllardır birlikte çalıştığı ekibinden uzaktaydı. Bütçe ve imkânlar Amerika'daki yıllarına göre daha sınırlıydı. Buna rağmen filmi yazan, yöneten, başrolünü oynayan ve müziğini besteleyen yine kendisiydi.
New York'ta Bir Kral, Chaplin'in Amerika dışında çektiği ilk filmdir. Bu durum ona, yıllarca içinden baktığı bir toplumu ilk kez tamamen dışarıdan anlatma imkânı verdi. Yıldız sistemi, gazete manşetleri, şöhretin nasıl üretilip nasıl tüketildiği, onun çok iyi tanıdığı konulardı. Artık bunları, o dünyada kaybedecek bir şeyi kalmamış birinin rahatlığıyla anlatabiliyordu.
Tahtını Kaybetmiş Bir Kral
Hikâyenin kahramanı, Avrupa'daki küçük Estrovia krallığının hükümdarı Kral Shahdov'dur. Film, Shahdov'un bir devrimle tahtından indirilip canını zor kurtararak New York'a kaçmasıyla başlar. Yanında getirmeyi umduğu servet ise başbakanı tarafından çoktan alınıp götürülmüştür. Shahdov'un kafasında büyük bir plan vardır: Atom enerjisini barışçıl amaçlarla kullanarak dünyaya refah getirmek. Ama Amerika'da kimse onun fikirleriyle ilgilenmez; ilgilendikleri tek şey, bir kralın satılabilir bir ünlü olup olamayacağıdır.
Shahdov, Chaplin'in sürgündeki kendisine benzeyen bir figürdür: saygın ama parasız, şöhretli ama anlaşılmamış, iyi niyetli ama çağın ritmine yabancı. Chaplin bu benzerliği saklamaz; tam tersine, onu bir şaka malzemesine dönüştürür. Kralın ağırbaşlılığı ile çevresindeki gürültü arasındaki uçurum, filmin komedisinin ana kaynağıdır.
Reklam Çağının Kahkahası
Filmin en eğlenceli bölümü, Shahdov'un Amerikan reklam ve televizyon dünyasıyla tanıştığı sahnelerdir. Dawn Addams'ın canlandırdığı televizyon uzmanı Ann Kay, kralı bir akşam yemeğine davet eder ve onun haberi olmadan konuşmalarını gizli kameralarla canlı yayına verir. Shahdov bir anda ülkenin en çok konuşulan yüzüne dönüşür ve kendisini bir dizi reklamın içinde bulur. Bir zamanlar tahtta oturan adam artık içki ve çeşitli ürünler için kameraya gülümsemektedir.
Chaplin'in hicvi burada yalnızca televizyona değil, her şeyin bir gösteriye dönüştüğü bir kültüre yöneliktir. Kral, gençleşmek için estetik ameliyata bile razı olur; ama yüzü öylesine gerilmiştir ki gülemez. Bir gece kulübünde komik bir gösteriye kendini tutamayıp güldüğünde dikişleri patlar. Sinema salonunda ise kulak tırmalayan müziğin ve geniş perdenin karşısında şaşkına döner. Bu sahnelerde sessiz sinemanın ustası, sesin ve görüntünün kakofonisine yaşlı bir adamın şaşkın gözüyle bakar. Bu bakış bugün, reklamın ve ekranın hayatımızı çok daha fazla kuşattığı bir dönemde, şaşırtıcı ölçüde güncel kalıyor.
Küçük Rupert ve Sorgu Komisyonu
Filmin tonu, Chaplin'in oğlu Michael Chaplin'in canlandırdığı Rupert Macabee'nin ortaya çıkmasıyla değişir. Rupert, ziyaret ettiği bir okulda karşılaştığı, yaşından büyük konuşan, siyasete kafa yoran bir çocuktur. Anne babası komünist oldukları gerekçesiyle sorgulanmaktadır. Okulda krala adeta bir siyaset dersi veren Rupert, filmin hem en komik hem de en hüzünlü karakteri olur.
Shahdov'un kendisi de bu çocukla bağı yüzünden şüpheli sayılır ve bir kongre komisyonunun karşısına çıkarılır. Bu sahne, McCarthy döneminin "Amerikan karşıtı faaliyetler" soruşturmalarının açık bir parodisidir. Chaplin burada en sevdiği silaha, fiziksel komediye döner: Parmağına takılan bir yangın hortumuyla komisyon üyelerini sırılsıklam eder. Kahkaha büyüktür, ama arkasındaki öfke de saklanmaz.
Asıl acı darbe ise sonda gelir. Rupert, anne babasını kurtarmak için baskıya boyun eğer ve isim vermeyi kabul eder. Bir zamanlar ateşli konuşmalar yapan çocuk, kırılmış ve susmuş bir hâlde karşımızdadır. Chaplin, McCarthy döneminin en karanlık yanını, insanları birbirini ihbar etmeye zorlayan korku iklimini, bir çocuğun yüzünden anlatır. Bu, filmin en sert ve en unutulmaz anıdır.
Öfke ile Şaka Arasında
New York'ta Bir Kral kusursuz bir film değildir. Eleştirmenlerin bir kısmı, Chaplin'in kırgınlığının zaman zaman hicvin önüne geçtiğini, bazı sahnelerin fazla doğrudan ve vaaz verir gibi olduğunu söyler. Stüdyoda kurulmuş New York'un yapaylığı da göze batar. Ama bu kusurlar filmin samimiyetinden ayrı düşünülemez. Chaplin burada bir yandan güldürmeye çalışan bir komedyen, öbür yandan haksızlığa uğradığını düşünen bir insandır ve bu iki rolü birbirinden ayırmaya uğraşmaz.
Yine de filmin en güçlü yanı, öfkesini bir çocuğun hikâyesine bağlamasıdır. Chaplin'in bu rolü kendi oğluna vermesi de ayrıca anlamlıdır: Babasının sürgününü yakından yaşayan bir çocuk, ekranda başka bir ailenin aynı korkuyla sınanmasını canlandırır. Rupert ile Shahdov arasındaki ilişki, bir kral ile bir çocuğun değil, iki yabancının dostluğudur. İkisi de düşüncelerini söyledikleri için cezalandırılır, ikisi de bu ülkede kendine bir yer bulamaz.
Filmin sonunda Shahdov Amerika'dan ayrılmaya karar verir ve bu çılgınlığın geçeceğini umduğunu söyler. Bu iyimserlik, bir sürgünün kendi kendine verdiği bir sözdür adeta: Bir gün her şey yatışacak, bir gün dönmek mümkün olacak.
Geç Gelen Bir Kavuşma
Film 1957'de İngiltere'de ve Avrupa'nın başka ülkelerinde gösterildi, ama Amerika'da uzun süre gösterime girmedi. Amerikan seyircisi New York'ta Bir Kral'ı ancak 1973'te görebildi. Bu tarih rastlantı değildir: Chaplin bir yıl önce, 1972'de, onur Oscar'ını almak için yıllar sonra ilk kez Amerika'ya dönmüş ve ayakta alkışlanmıştı. Soğuk Savaş'ın en sert yıllarında yasaklı bir hiciv sayılan film, böylece kendi konusu olan ülkeye ancak yazarının itibarı iade edildikten sonra ulaşabildi.
Bugün New York'ta Bir Kral'ı izlemek, Chaplin'i belki hiç olmadığı kadar kişisel bir hâlde görmek demektir. Burada ne Şarlo'nun masumiyeti ne de Verdoux'nun soğuk zekâsı vardır. Yalnızca evinden uzakta, yaşlanmakta olan ve hâlâ güldürmenin bir karşılık verme biçimi olduğuna inanan bir sanatçı vardır.