İçeriğe geç
SessizAdam
Mösyö Verdoux: Kara Mizahın Cesareti
Film Analizi

Mösyö Verdoux: Kara Mizahın Cesareti

5 dk okuma
Görsel yapay zekâ ile üretilmiştir

1947'de vizyona giren Mösyö Verdoux, Charlie Chaplin'in kariyerindeki en sert dönemeçtir. Uzun yıllar boyunca dünyayı bastonu, melon şapkası ve paytak yürüyüşüyle güldüren Şarlo bu filmde yoktur. Onun yerinde kibar, titiz, çiçeklere düşkün bir beyefendi vardır: zengin dul kadınlarla evlenip onları ortadan kaldıran, sonra da paralarıyla ailesini geçindiren Henri Verdoux. Chaplin, seyircisinin en çok sevdiği yüzü bir kenara bırakıp ona bir katilin yüzünü gösterir. Üstelik bunu güldürerek yapar. Filmi bugün hâlâ bu kadar rahatsız edici ve bu kadar cesur kılan da budur.

Şarlo'nun Gölgesinden Çıkmak

Büyük Diktatör'de Chaplin, Şarlo'ya çok benzeyen Yahudi berberi son sahnede seyirciye doğrudan konuşturmuştu. Bu konuşma bir anlamda Şarlo'nun vedasıydı; sessiz serseri ilk kez kendi sesiyle bir fikir savunuyordu. Mösyö Verdoux ise o vedadan sonraki ilk adımdır ve Chaplin bu adımı en beklenmedik yöne atar. Verdoux, Şarlo'nun tam tersidir: yoksul değil, şık; masum değil, hesaplı; dünyanın kenarında değil, tam ortasında, işini bilen bir adamdır.

Ama tuhaf olan, Chaplin'in eski hünerlerinin hiçbirini bırakmamasıdır. Verdoux'nun banknotları bir kâtip hızıyla sayışı, kapı eşiklerindeki zarif dönüşleri, bir koltuktan ötekine adeta dans ederek geçişi, hepsi sessiz sinema yıllarından kalma bir beden dilidir. Fark şu ki bu zarafet artık bir cinayet planının hizmetindedir. Seyirci, alıştığı ustalığa gülerken neye güldüğünü fark edip bir an duraksar. Film tam da o duraksamanın üzerine kuruludur.

Orson Welles'in Fikri, Chaplin'in Filmi

Filmin jeneriğinde, hikâyenin Orson Welles'in önerdiği bir fikre dayandığı yazar. Welles, Fransa'da birçok kadını öldürdüğü için yargılanıp idam edilen Henri Désiré Landru'nun hikâyesini, başrolde Chaplin'in olacağı bir film olarak düşünmüştü. Chaplin başkasının yönettiği bir filmde oynamaya yanaşmadı; fikri alıp kendi senaryosunu yazdı ve Welles'in adını jeneriğe koydu.

Ortaya çıkan film bir suç belgeseli değil, bir ahlak hikâyesidir. Verdoux, Büyük Buhran'da işini kaybetmiş eski bir banka memurudur. Hasta karısı ve küçük oğlu için kurduğu sistem, bir iş adamının soğukkanlılığıyla işler: farklı isimler, farklı şehirler, sürekli tren yolculukları. Chaplin bu yolculukları tekrar eden tren tekerleği görüntüleriyle anlatır; hız arttıkça Verdoux'nun hayatı da bir üretim bandına dönüşür. Burada Modern Zamanlar'daki makine fikrinin karanlık bir yankısını duymak mümkündür: Bu kez çarkların arasında ezilen değil, çarkı kendisi çeviren bir adam vardır.

Gülmek ile Ürpermek Arasında

Film, Verdoux'nun mezar taşı ve onun öbür dünyadan gelen sesiyle açılır. Daha ilk dakikalarda Chaplin kurallarını koyar: Bir bahçede güller budanır, bacadan koyu bir duman yükselir, Verdoux yerde gördüğü küçük bir tırtılı ezmemek için özen gösterir. Dumanın neyin dumanı olduğunu anladığımızda gülümsememiz donup kalır. Kara mizah burada bir süs değil, filmin ta kendisidir.

En çok güldüren bölümler ise Martha Raye'in canlandırdığı Annabella ile geçenlerdir. Gürültücü, şanslı ve bir türlü ölmeyen bu kadın, Verdoux'nun bütün planlarını farkında olmadan boşa çıkarır. Göldeki kayık sahnesinde Chaplin'in eski slapstick ustalığı yeniden sahneye çıkar; ama bu kez seyirci, kurbanın kurtulmasına mı yoksa katilin beceriksizliğine mi güldüğünü tam kestiremez.

Filmin kalbi ise Verdoux'nun zehrini denemek için evine aldığı genç kadınla yaptığı konuşmadır. Kadının yaşadığı acıları ve hayata rağmen sürdürdüğü inancı dinleyen Verdoux, son anda kararından döner. Bu sahne, katilin içinde hâlâ bir yerlerde Şarlo'nun merhametinin yaşadığını hissettirir ve filmi basit bir hicivden çok daha hüzünlü bir yere taşır.

Mahkemedeki Sözler

Verdoux sonunda yakalanır ve yargılanır. Mahkemede ve ardından hücresinde söyledikleri, filmin neden bu kadar tepki çektiğini açıklar. Verdoux, kendi işlediği cinayetleri savaşlarda bilimin ve sanayinin yardımıyla gerçekleştirilen toplu ölümlerle kıyaslar. Ona göre tek tek öldüren biri cani sayılır, ama aynı işi büyük ölçekte yapanlar madalyalarla onurlandırılır. Kendisini bu karşılaştırmada bir amatör olarak görür.

Bu sözlerin gücü, Chaplin'in onları bir kahramanın değil bir suçlunun ağzına koymasından gelir. Verdoux haklı olduğu için değil, haklı olmadığı hâlde rahatsız edici bir gerçeğe parmak bastığı için akılda kalır. Seyirci, sevmediği bir adamın söylediklerini reddetmek ister ama bunu kolayca yapamaz. Chaplin'in bütün sinemasında görülen o ikili istek, yani güldürürken düşündürme arzusu, burada en uç noktasına varır. Gülmek artık bir teselli değil, neredeyse bir suç ortaklığıdır.

İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından, atom bombasının gölgesinde bu sözlerin nasıl duyulduğunu tahmin etmek zor değil. Chaplin bir katili aklamıyordu; Verdoux giyotine giderken film onu kahramanlaştırmaz. Ama bir toplumun ahlak terazisinin ne kadar seçici çalıştığını, ölümün ölçek büyüdükçe nasıl soyut bir istatistiğe dönüştüğünü sert biçimde hatırlatıyordu. Bu, seyircinin ve özellikle döneminin Amerika'sının duymak istediği bir şey değildi.

Düşmanca Bir Karşılama

Mösyö Verdoux Amerika'da son derece gergin bir ortamda gösterime girdi. Soğuk Savaş başlamak üzereydi; Chaplin, uzun yıllardır ülkede yaşadığı hâlde Amerikan vatandaşlığına geçmemiş olması, siyasi görüşleri ve özel hayatı yüzünden basının bir kısmının hedefindeydi. Kısa süre önce ses getiren bir babalık davası yaşamış, sol eğilimli olmakla suçlanmıştı. Filmin tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında sorular sinemadan çok onun vatanseverliği ve siyasi duruşu üzerineydi.

Böyle bir havada, savaşla cinayeti kıyaslayan bir film yangına benzin dökmek gibiydi. Bazı gruplar boykot çağrısı yaptı, bazı salonlar filmi programından çıkardı ve film Amerika'da ticari olarak başarısız oldu. Avrupa'da, özellikle Fransa'da çok daha sıcak karşılandı. Bütün bu düşmanlığa rağmen Chaplin, filmin senaryosuyla en iyi özgün senaryo dalında Oscar'a aday gösterildi; ödülü alamasa da bu adaylık, filmin sanatsal ağırlığının görmezden gelinemediğini gösteriyordu.

Geç Gelen İtibar

Zaman, Mösyö Verdoux'ya karşı ilk seyircilerinden daha cömert davrandı. Sonraki on yıllarda eleştirmenler ve sinema tarihçileri filmi yeniden değerlendirdi; bugün pek çok kişi onu Chaplin'in en cesur, en olgun ve en çok düşündüren işlerinden biri olarak görüyor. Kara komedinin sinemada yaygınlaşmasından çok önce Chaplin, kahkaha ile vicdan rahatsızlığını aynı sahneye koymayı denemişti.

Filmi bugün izleyen biri, onun ne kadar modern olduğuna şaşırabilir. Sakin anlatımı, kibar tavırlarıyla yaptıkları arasında derin bir uçurum bulunan katil figürü ve toplumu suçun sessiz ortağı olarak gösteren bakışı, sonraki kuşakların kara komedilerinde sıkça karşımıza çıkacak bir tavırdır. Chaplin bu tavrı, kendi yıldızlığını ve Amerika'daki geleceğini tehlikeye atma pahasına deneyenlerin ilklerinden biriydi.

Belki de filmin asıl cesareti, Chaplin'in kendi efsanesini riske atmasıdır. Dünyanın en sevilen komedyeni, seyircisinden kendisini sevmemesini, en azından kolayca sevmemesini ister. Verdoux, Şarlo'nun acı bir mirasçısı gibidir: Aynı dünyada, aynı adaletsizliklerle karşılaşmış ama masumiyetini yitirmiş bir adam. Şarlo bu dünyaya şapkasını çıkarıp gülümseyerek karşılık verirdi. Verdoux ise ona dünyanın kendi diliyle cevap verir ve bize o dilin ne kadar korkunç olduğunu gösterir.