İçeriğe geç
SessizAdam
Sürgün Yılları: Chaplin İsviçre'de
Biyografi

Sürgün Yılları: Chaplin İsviçre'de

5 dk okuma

Charlie Chaplin'in hayatı genellikle iki büyük perdede anlatılır: Londra'nın yoksul sokaklarından Hollywood'un zirvesine uzanan yükseliş ve o zirvenin üzerinde geçen parlak yıllar. Oysa üçüncü bir perde daha vardır ve çoğu zaman gölgede kalır: sürgün yılları. Yaklaşık kırk yıl Amerika'da yaşayıp çalışan, oranın sinemasını şekillendiren adam, hayatının son çeyreğini İsviçre'de, Cenevre Gölü'ne bakan bir malikânede geçirdi. Bu yıllar hem bir kopuşun hem de beklenmedik bir huzurun hikâyesidir.

1952: Geri Dönüşü Olmayan Bir Yolculuk

Eylül 1952'de Chaplin, eşi Oona ve çocuklarıyla birlikte Sahne Işıkları'nın Londra galası için gemiyle Avrupa'ya doğru yola çıktı. Gemi henüz Atlantik'teyken ABD Başsavcısı, Chaplin'in yeniden giriş izninin iptal edildiğini duyurdu. Chaplin Amerika'ya dönmek isterse, siyasi görüşleri ve "ahlaki karakteri" hakkında soruşturmaya tabi tutulacaktı.

Bu karar boşlukta doğmamıştı. Soğuk Savaş'ın ilk yıllarında Amerika'da komünizm korkusu tırmanıyordu ve Chaplin uzun süredir hedefteydi. Hiçbir zaman ABD vatandaşlığına geçmemiş olması, filmlerindeki toplumsal eleştiri, savaş yıllarındaki konuşmaları ve özel hayatıyla ilgili skandallar, muhafazakâr basının ve bazı politikacıların elinde koz haline gelmişti. FBI'ın onun hakkında uzun yıllar dosya tuttuğu da bugün bilinen bir gerçektir.

Chaplin geri dönmemeye karar verdi. Mal varlığını ve işlerini düzenlemek için Amerika'ya giden Oona oldu. Kısa süre sonra Oona, ABD vatandaşlığından da vazgeçti. Aile için artık yeni bir yurt bulmak gerekiyordu.

Chaplin'in bu karara verdiği tepki, öfkeden çok yorgunluk ve kırgınlık taşıyordu. Gençliğini, yeteneğini ve servetinin büyük kısmını Amerika'ya borçlu olduğunu biliyordu; ama aynı ülkenin onu artık istenmeyen bir yabancı gibi gördüğünü de kabul etmek zorundaydı. Sonraki yıllarda Amerika hakkında konuşurken sesindeki acı hiçbir zaman tam olarak kaybolmadı.

Manoir de Ban: Gölün Kıyısında Bir Ev

Chaplin'ler 1953'te İsviçre'de, Vevey yakınlarındaki Corsier-sur-Vevey köyünde, Manoir de Ban adlı geniş bir malikâneye yerleşti. Ev, geniş bahçeleri, yaşlı ağaçları ve Cenevre Gölü ile Alplere bakan manzarasıyla, Hollywood'un gürültüsünden olabildiğince uzak bir dünyaydı. Chaplin hayatının geri kalanını burada geçirdi.

İsviçre ona Amerika'nın veremediği bir şeyi verdi: rahat bırakılmayı. Köy halkı ünlü komşusuna saygılı bir mesafeyle yaklaştı. Chaplin bahçede yürüyor, müzik besteliyor, eski filmleri için yeni müzikler hazırlıyor ve ailesiyle zaman geçiriyordu. Bugün aynı malikâne, Chaplin'in hayatını ve eserlerini anlatan bir müze olarak ziyaretçilere açıktır.

İsviçre yılları, Chaplin'in eski filmleriyle yeniden buluştuğu yıllar da oldu. Sessiz döneme ait pek çok filmine yeni müzikler besteledi ve onları yeni kuşaklar için yeniden gösterime hazırladı. Bir anlamda Manoir de Ban, Şarlo'nun dünyasının arşivi ve atölyesi haline geldi. Hollywood'un artık ilgilenmediği o sessiz filmler, bu sakin evde ikinci bir hayata kavuştu.

Oona ve Kalabalık Bir Aile

Sürgün yıllarını anlatmak, Oona'yı anlatmadan mümkün değildir. Oyun yazarı Eugene O'Neill'ın kızı olan Oona, Chaplin'le 1943'te evlenmişti ve aralarındaki büyük yaş farkına rağmen bu evlilik Chaplin'in hayatındaki en istikrarlı ilişki oldu. Çiftin toplam sekiz çocuğu oldu; bunların bir kısmı İsviçre yıllarında dünyaya geldi. Çocuklardan bazıları ileride sinema ve sahne dünyasında kendi yollarını çizdi; en tanınmışı oyuncu Geraldine Chaplin'dir.

Hollywood'da çalkantılı evlilikler, mahkemeler ve basın baskısıyla geçen yılların ardından Manoir de Ban, Chaplin'in nihayet bir aile babası olarak yaşayabildiği bir ev oldu. Pek çok tanıklık, bu dönemin Chaplin için sakin ve mutlu geçtiğini anlatır.

Oona aynı zamanda Chaplin'in en yakın dostu ve ilk okuyucusuydu. Kocasının senaryolarını, müziklerini ve otobiyografisinin taslaklarını ilk o dinler, yorumlarını çekinmeden söylerdi. Sürgünün yalnızlık yaratabilecek ağırlığını hafifleten, büyük ölçüde onun varlığıydı.

New York'ta Bir Kral: Uzaktan Gelen Cevap

Chaplin sürgünde susmadı. 1957'de İngiltere'de çektiği New York'ta Bir Kral, onu sürgüne gönderen atmosferin doğrudan bir hicviydi. Filmde Chaplin, ülkesindeki bir devrimden kaçıp New York'a sığınan Kral Shahdov'u oynar. Kral, reklam çılgınlığına, televizyonun her şeyi gösteriye çeviren yapısına ve sonunda da komünist avına tanık olur. Komünizm şüphesiyle sorgulanan küçük bir çocuğu, Chaplin'in oğlu Michael Chaplin canlandırır.

Film Avrupa'da gösterildi, ancak Amerika'da uzun yıllar perdeye çıkmadı. Eleştirmenler onu Chaplin'in büyük filmleri arasında saymaz; tonu yer yer kırgın ve öfkelidir. Yine de bir sanatçının kendisine haksızlık eden bir sisteme kahkahayla cevap verme çabası olarak önemli bir belgedir.

Filmde dikkat çeken bir ayrıntı da Chaplin'in yeni dünyaya, özellikle televizyona ve reklama yönelttiği şaşkın bakıştır. Bir zamanlar fabrika makinelerini hicveden adam, şimdi her şeyi gösteriye çeviren medya makinesini hedef alıyordu. Bu açıdan New York'ta Bir Kral, Modern Zamanlar'ın yaşlı ve kırgın bir akrabası gibidir.

Bu yıllarda Chaplin otobiyografisini de yazdı; kitap 1964'te yayımlandı. 1967'de ise Marlon Brando ve Sophia Loren'li Hong Konglu Kontes'i yönetti. Bu, onun son filmi oldu.

Film eleştirmenlerden sert tepkiler aldı; ama Chaplin'in yaşının ilerlemesine rağmen kamera arkasına dönme isteği, yaratıcı enerjisinin sürgünde de sönmediğini gösteriyordu. İsviçre'deki evinde son yıllarına kadar yeni projeler üzerinde düşünmeye devam etti.

1972: Yirmi Yıl Sonra Gelen Alkış

1972'de Amerikan Sinema Akademisi, Chaplin'i onur ödülüyle ödüllendirmek üzere Los Angeles'a davet etti. Chaplin, yaklaşık yirmi yıl sonra ilk kez ABD topraklarına ayak bastı. Önce New York'ta onuruna düzenlenen etkinliklere katıldı, ardından Oscar törenine geldi.

Sahneye çıktığında salon ayağa kalktı ve alkış uzun süre dinmedi. Bir zamanlar kapıdan çevrilen adam, şimdi en sıcak şekilde karşılanıyordu.

Ödül, Chaplin'in bu yüzyılın sanatı haline gelen sinemaya kattığı ölçülemez katkıyı onurlandırıyordu. Yaşlı ve yorgun görünen Chaplin kısa, duygulu bir teşekkür konuşması yaptı. Aynı yıl Sahne Işıkları'nın gecikmiş Los Angeles gösterimi de yapıldı ve film ertesi yıl müzik dalında Oscar kazandı. Chaplin ise Amerika'da kalmadı; İsviçre'deki evine döndü.

1975'te İngiltere Kraliçesi tarafından şövalye ilan edildi. 25 Aralık 1977'de, Noel gecesi, Corsier-sur-Vevey'deki evinde hayata gözlerini yumdu ve köyün mezarlığına defnedildi. Oona da yıllar sonra onun yanına gömüldü.

Sürgün yılları, Chaplin'in hikâyesine acı bir not düşer; ama aynı zamanda ona bir son da kazandırır. Şarlo'nun filmlerinin sonunda yaptığı gibi, Chaplin de kendisini istemeyen bir dünyadan arkasını dönüp yola koyuldu. Fark şuydu: Bu kez yolun sonunda, gölün kıyısında onu bekleyen bir ev ve bir aile vardı.

Kategori Biyografi