İçeriğe geç
SessizAdam
Sirk: Palyaçonun Hüznü ve Chaplin'in Unutmak İstediği Film
Film Analizi

Sirk: Palyaçonun Hüznü ve Chaplin'in Unutmak İstediği Film

5 dk okuma

Chaplin'in uzun metrajlı filmleri arasında Sirk tuhaf bir yerde durur. Bir yanda Altına Hücum'un büyük başarısı, öbür yanda Şehir Işıkları'nın dokunaklı zirvesi vardır; Sirk ise bu iki dev arasında sıkışmış, çoğu zaman "arada kalan film" muamelesi gören bir yapımdır. Oysa izleyen herkes bilir: Bu film, Chaplin'in en komik sahnelerinden bazılarını ve en yalnız finallerinden birini barındırır. Üstelik perde arkasında yaşananlar, filmin kendisi kadar dramatiktir.

Her Şeyin Ters Gittiği Bir Çekim

Sirk'in çekimleri 1926'da başladı ve neredeyse ilk günden itibaren bir felaketler zincirine dönüştü. İlk haftalarda çekilen görüntülerin önemli bir kısmı laboratuvardaki bir hata yüzünden kullanılamaz hale geldi ve sahnelerin yeniden çekilmesi gerekti. Kısa süre sonra stüdyoda çıkan bir yangın setlere zarar verdi. Bunlar yetmezmiş gibi, Chaplin'in ikinci eşi Lita Grey ile yaşadığı boşanma süreci kamuoyunun gözü önünde son derece çirkin bir hal aldı. Davanın gölgesinde vergi sorunları ve mal varlığına ilişkin tedbirler de gündeme gelince çekimler aylarca durmak zorunda kaldı.

Chaplin'in bu dönemde yaşadığı baskı, onu tanıyanların anılarında sıkça geçer. Kendi stüdyosunda, kendi parasıyla film yapan bir sanatçı için yapımın durması yalnızca maddi bir kayıp değildi; aynı zamanda yaratıcı bir boğulmaydı. Film nihayet Ocak 1928'de gösterime girdiğinde, perdeye yansıyan neşenin arkasında gerçekten yorgun ve yaralı bir adam vardı.

Bütün bu kargaşanın ortasında Chaplin'in bir komedi çekmeye devam etmesi, kendi başına küçük bir mucizedir. Set yanarken, avukatlar kapıda beklerken, gazeteler her gün yeni bir manşet atarken o, bir maymunun pantolonunu nasıl çekeceğini ya da bir sihirbaz numarasının nasıl ters gideceğini düşünüyordu. Belki de mizah, onun için tam da bu yüzden bir sığınaktı: Hayatın kontrol edilemeyen kısmına karşı, en azından kameranın önündekini kusursuz biçimde kontrol edebiliyordu.

Kazara Yıldız Olan Serseri

Hikâye basittir: Polisten kaçan Şarlo, kendini bir sirk gösterisinin ortasında bulur. Kaçarken yaptığı beceriksizlikler seyircileri kahkahaya boğar ve sirk sahibi, farkında olmadan bir yıldız keşfettiğini anlar. Ne var ki Şarlo ancak komik olmaya çalışmadığı zaman komiktir; ona "şimdi komik ol" denildiğinde hiçbir şey işe yaramaz. Bu, filmin en zekice fikirlerinden biridir ve Chaplin'in mizaha bakışı hakkında çok şey söyler: Gerçek komedi, planlanmış bir numaradan çok, bir insanın dünyayla beceriksizce boğuşmasından doğar.

Şarlo, sirk sahibinin kötü davrandığı kızı, Merna Kennedy'nin canlandırdığı akrobat binicisini sever. Ama kızın kalbi, yakışıklı ip cambazı Rex'e aittir. Şarlo burada yine o tanıdık konumdadır: Sevdiği insanın mutluluğu için kendi isteklerinden vazgeçebilecek kadar iyi, ama o mutluluğun parçası olamayacak kadar dışarıda.

Filmi bir metafor olarak okumak da mümkündür. Sirk, seyircinin her akşam yeni bir kahkaha beklediği, yıldızların hızla parlayıp hızla unutulduğu bir dünyadır. Şarlo'nun sirk sahibi tarafından sömürülmesi, kendisine düşük ücret ödenirken gösterinin asıl yıldızı olduğunu bilmemesi, eğlence endüstrisinin işleyişine dair ince bir göndermedir. Chaplin bu çarkı çok iyi tanıyordu; ama o, kendi stüdyosunun sahibi olarak çarkın dışına çıkmayı başaran ender isimlerden biriydi.

İp Cambazı Sahnesi ve Aslan Kafesi

Sirk denince akla gelen ilk görüntü, Şarlo'nun ipin üzerinde maymunlarla boğuştuğu sahnedir. Rex'in yerine geçmek zorunda kalan Şarlo, emniyet kemerine güvenerek ipe çıkar; kemer çözülür, maymunlar üzerine tırmanır, pantolonu iner ve izleyici kahkaha ile korku arasında gidip gelir. Chaplin bu sahne için uzun süre ip üzerinde yürümeyi çalıştı ve çekimlerin büyük kısmını kendisi gerçekleştirdi. Sahnenin gücü de buradan gelir: Kamerada gördüğümüz tehlike, tamamen sahte değildir.

Aslan kafesi sahnesi de benzer bir gerilim taşır. Yanlışlıkla kafese kapanan Şarlo, uyuyan aslanı uyandırmamak için nefesini tutar, bir yandan da bir köpeğin havlamasıyla mücadele eder. Bu sahnenin çok sayıda tekrar gerektirdiği sıkça anlatılır. Chaplin'in mükemmeliyetçiliği, bu kez gerçek bir yırtıcıyla aynı kafeste sınanmıştır.

İlk Oscar Töreni ve Özel Ödül

1929'da düzenlenen ilk Akademi Ödülleri töreninde Chaplin'in adı başlangıçta oyunculuk ve komedi yönetmenliği dallarında anılıyordu. Ancak Akademi, sonunda onu bu yarışmalardan çıkararak ona özel bir onur ödülü vermeyi tercih etti. Ödül, Chaplin'in Sirk'te oyunculuk, senaryo, yönetmenlik ve yapımcılıktaki çok yönlülüğünü ve dehasını onurlandırıyordu. Bir anlamda bu, Chaplin'in tek bir kategoriye sığmayacağının resmi olarak kabul edilmesiydi.

İronik olan şu ki, Hollywood'un yeni kurulmuş en prestijli ödülünü aldığı film, Chaplin'in kendisinin en az sözünü ettiği filmdi.

Film seyirciden de iyi bir karşılık gördü. Üstelik gösterime girdiği dönem, sinemanın sese geçmeye başladığı yıllara denk geliyordu. Sirk, Chaplin'in tamamen sessiz dünyada yaptığı son uzun metrajlardan biri olarak, bir dönemin kapanışına da tanıklık eder.

Unutulmaya Bırakılan Bir Başyapıt

Chaplin 1964'te yayımlanan otobiyografisinde neredeyse bütün filmlerinden uzun uzun söz eder; ama Sirk bu anlatıda adeta görünmezdir. Bunun kesin bir açıklaması yoktur, fakat tahmin etmek zor değildir. Film, hayatının en sancılı dönemlerinden birine denk gelmişti: boşanma davası, basının hücumu, maddi kayıplar ve stüdyoda yaşanan aksilikler. Pek çok biyografi yazarı, Chaplin'in bu filmi o dönemin acı hatıralarından ayıramadığını düşünür.

Yine de Chaplin filmi tamamen geride bırakmadı. 1969'da Sirk'i yeniden gösterime sokarken yeni bir müzik besteledi ve açılış jeneriğindeki şarkıyı seksen yaşına yaklaşırken kendi sesiyle söyledi. Yıllar sonra bu jest, sanki yarım kalmış bir hesaplaşmanın sessiz bir kapanışı gibiydi.

Çemberin Ortasındaki Yalnızlık

Filmin finali, Chaplin sinemasının en çıplak anlarından biridir. Şarlo, sevdiği kızın Rex'le evlenmesine yardım eder ve sirkle birlikte gitmeyi reddeder. Kervan yola çıkar. Şarlo, sirkin bıraktığı izin, toprağa çizilmiş çemberin ortasında tek başına oturur. Yerden, kızın içinden atladığı kâğıt çemberlerden kalma, üzerinde yıldız olan bir parça kâğıt alır, bakar, buruşturur. Sonra kalkar, arkasını döner ve o meşhur yürüyüşüyle uzaklaşır.

Bu finalde ne bir öpücük ne bir kurtuluş vardır; yalnızca bir adam, boş bir çember ve yeniden başlayan yol.

Şehir Işıkları'nın finali bir yüzleşmeyle biter, Modern Zamanlar'ınki bir umutla. Sirk ise hiçbir şey vaat etmez. Belki de bu yüzden en dürüst finallerden biridir. Palyaçonun hüznü, seyirciyi güldürdükten sonra ışıklar söndüğünde kimsenin onun yanında kalmamasıdır. Chaplin bu duyguyu, hayatının en zor yıllarında yaşadığı yalnızlıkla birleştirerek perdeye taşıdı.

Bugün Sirk'i izlemek, hem kahkahayla dolu bir komedi deneyimi hem de bir sanatçının en karanlık döneminde ürettiği bir iç döküş okumasıdır. Chaplin onu unutmak istemiş olabilir; ama biz unutmamalıyız.