İçeriğe geç
SessizAdam
Modern Zamanlar: Endüstrileşme Eleştirisi
Sinema

Modern Zamanlar: Endüstrileşme Eleştirisi

5 dk okuma

Charlie Chaplin, Modern Zamanlar (Modern Times) filminde makineleşmenin ve endüstriyel düzenin işçi sınıfı üzerindeki etkilerini keskin bir dille eleştirir. Şarlo'nun devasa dişliler arasında sıkıştığı o ikonik sahne, insanın makineye karşı verdiği mücadelenin en güçlü sembollerinden biridir. 1936'da vizyona giren film, mizahın ardında yatan derin toplumsal mesajlarıyla bugün bile güncelliğini koruyor. Aynı zamanda Şarlo karakterinin perdede son kez göründüğü film olması, ona ayrı bir veda havası katıyor.

Büyük Buhran'ın gölgesinde

Modern Zamanlar, 1929 borsa çöküşünün ardından gelen Büyük Buhran yıllarında hazırlandı. Amerika'da milyonlarca insan işsiz kalmış, ekmek kuyrukları ve grevler gündelik hayatın parçası olmuştu. Chaplin, Şehir Işıkları'nın ardından uzun bir dünya turuna çıktı ve bu yolculuk sırasında gördükleri onu derinden etkiledi. Avrupa'daki ekonomik çalkantılar, işsizlik ve yükselen siyasi gerilimler, bir sonraki filminin konusunu biçimlendirdi.

Bu turun en çok anılan anlarından biri, Chaplin'in 1931'de Londra'da Gandhi ile görüşmesidir. Gandhi'nin makineleşmeye karşı mesafeli tutumu, Chaplin'i makinelerin insanın hayatını kolaylaştırması mı yoksa onu köleleştirmesi mi gerektiği sorusu üzerine düşünmeye yöneltti. Chaplin, Detroit'teki montaj hatlarında çalışan gençlerin yıprandığına dair duyduklarının da kendisini etkilediğini anlatmıştır. Bu gözlemler, filmin ana fikrini oluşturdu: insanı bir dişliye dönüştüren sistem.

Fabrika bandında bir Şarlo

Filmin ilk bölümü, sinema tarihinin en tanınmış sekanslarından biridir. Açılışta bir koyun sürüsünün görüntüsü, metro çıkışından fabrikaya akan işçi kalabalığıyla yan yana getirilir. Chaplin bu karşılaştırmayla daha ilk saniyede ne anlatmak istediğini açıkça ortaya koyar. Şarlo, bir montaj bandında durmadan somun sıkan işçilerden biridir. Bant hızlandıkça hareketleri mekanikleşir, bir an bile ara veremez; burnu kaşınsa bile kaşıyamaz, çünkü bir saniyelik gecikme bütün hattı aksatacaktır.

Fabrika müdürü ise bir ekrandan bütün işçileri izler, tuvalette sigara içen Şarlo'yu bile görüp azarlar. Bu sahne, gözetimin modern iş hayatına nasıl yerleştiğinin şaşırtıcı derecede erken bir tasviridir. Bir başka unutulmaz bölümde, işçilerin öğle yemeği molasını ortadan kaldırmak için tasarlanmış otomatik bir besleme makinesi Şarlo üzerinde denenir. Makine bozulur, Şarlo'nun yüzüne çorba döker, mısırı ağzında delice döndürür. Bu sahne, verimlilik adına insanı hiçe sayan mantığın gülünç ama ürkütücü bir parodisidir.

Sonunda Şarlo, bandın hızına yetişemez ve kelimenin tam anlamıyla makinenin içine çekilir. Dev dişliler arasında kayarken bile somun sıkmaya devam eder. Çıktığında artık kendini kontrol edemeyen bir hâldedir; gördüğü her şeyi, düğmeleri, burunları bile sıkmaya çalışır. Bu sinir krizi sahnesi hem çok komik hem de son derece rahatsız edicidir.

Kırmızı bayrak, hapishane ve sokak kızı

Fabrikadan sonra Şarlo'nun hayatı bir talihsizlikler zincirine dönüşür. Bir kamyondan düşen kırmızı bir uyarı bayrağını şoföre geri vermek için salladığında, arkasından gelen yürüyüşçü kalabalığın başına geçmiş gibi görünür ve komünist lider sanılarak tutuklanır. Bu sahne, dönemin siyasi paranoyasına yöneltilmiş ince bir göndermedir. İşin ironik yanı, Chaplin'in kendisinin de ilerleyen yıllarda benzer suçlamalarla karşılaşacak olmasıdır.

Hapishanede kazara bir isyanı bastırır ve neredeyse rahat bir hayata kavuşur; dışarıdaki işsizlik ve açlıkla karşılaştırıldığında hücresi ona bir sığınak gibi gelir. Bu ters çevirme, filmin en acı esprilerinden biridir. Ardından Paulette Goddard'ın canlandırdığı, babasını kaybetmiş ve açlıktan ekmek çalan genç bir kızla tanışır. İkisi birlikte, küçük bir evin hayalini kuran iki yoksul olarak filmin geri kalanında yan yana yürür.

Filmin ikinci yarısında Şarlo, bir mağazada gece bekçisi olarak iş bulur. Kapanıştan sonra genç kızı içeri alır ve ikisi bir geceliğine boş mağazanın sahibi olurlar: oyuncak bölümünde gezinir, yumuşak yataklarda uyur, pastaneden yemek yerler. Şarlo'nun gözleri bağlı hâlde, korkuluğu olmayan bir katın kenarında paten kaydığı sahne, Chaplin'in fiziksel ustalığının en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu bölüm, yoksulların ancak kapalı kapılar ardında, kimse görmezken bolluğa dokunabildiğini hem neşeyle hem hüzünle anlatır.

Şarlo'nun ilk ve son şarkısı

Modern Zamanlar aslında tam bir sessiz film değildir. Film boyunca müzik, ses efektleri ve makinelerden ya da radyolardan gelen sesler duyulur; ama karakterler konuşmaz. Ses yalnızca otoritenin, yani müdürün ya da makinelerin elindedir. Bu tercih, filmin anlamının bir parçasıdır.

Filmin sonuna doğru ise küçük bir sürpriz gelir. Bir lokantada garson olarak işe giren Şarlo'dan bir şarkı söylemesi istenir. Sözleri kolunun yeninde yazılıdır, ama dans ederken kâğıt uçar gider. Bunun üzerine Şarlo, hiçbir dile ait olmayan, farklı dillerden seslerin karışımı uydurma kelimelerle şarkıyı söyler ve el kol hareketleriyle hikâyeyi anlatır. Seyirci, Şarlo'nun sesini ilk ve son kez duyar; ama yine tek bir anlamlı sözcük yoktur. Chaplin, sesli sinemaya zarif bir şekilde boyun eğerken bile pandomimin üstünlüğünü bir kez daha kanıtlar.

Şarlo nihayet sesini duyurduğunda bile kelimelere ihtiyaç duymaz; anlam, yine bedeninde ve yüzündedir.

Yolun sonu ve bugünkü anlamı

Filmin son sahnesinde Şarlo ve genç kız, bir kez daha her şeylerini kaybetmiş olarak bir yol kenarında otururlar. Kız umudunu yitirmek üzeredir. Şarlo ona gülümsemesini işaret eder, ikisi ayağa kalkar ve ufka uzanan yolda birlikte yürümeye başlar. Bu, Şarlo'nun beyaz perdeye vedasıdır. Daha önceki filmlerde çoğunlukla yalnız uzaklaşan küçük adam, bu kez yanında bir arkadaşla gider.

Film gösterime girdiğinde bazı ülkelerde siyasi içeriği nedeniyle tepkiyle karşılandı, ama dünya genelinde büyük ilgi gördü. 1989'da, ABD Kongre Kütüphanesi'nin Ulusal Film Arşivi'ne ilk seçilen filmler arasında yer aldı. Bugün ise anlamı belki de hiç olmadığı kadar geniş. Fabrikanın yerini depolar, çağrı merkezleri ve algoritmalar alsa da, insanın kendi emeğinin ritmine yabancılaşması hâlâ tanıdık bir deneyim. İş performansının saniye saniye ölçüldüğü, molanın bile verimlilik hesabına dahil edildiği her yerde, Şarlo'nun dişliler arasında kayan bedeni yeniden canlanıyor.

Modern Zamanlar'ın gücü, bu eleştiriyi asla bir nutka dönüştürmemesinde yatıyor. Chaplin ne bir program sunar ne de bir suçlu gösterir. Yalnızca, sisteme ayak uyduramayan küçük bir adamın ne kadar insan kaldığını gösterir. Ve bu insanlık, makineler ne kadar hızlanırsa hızlansın, filmi her izleyişte yeniden kazanan şey olur.

Kategori Sinema